Kedici Doğulmaz, Kedici Olunur

Kedici Doğulmaz, Kedici Olunur

Otuz yılı aşkın süredir kedileri muayene ediyor, hastalıklarını tedavi ediyor, doğumlarına, iyileşmelerine ve ne yazık ki bazen vedalarına tanıklık ediyorum. Ancak bütün bu yıllar boyunca yalnızca kedileri gözlemlemedim. Onlarla birlikte yaşayan insanları da tanıdım.

Kaygıyla muayene masasının başında bekleyenleri, kedisinin en küçük davranış değişikliğini fark edenleri, gecenin bir yarısı “Hocam, bugün su kabına gitmedi” diye arayanları gördüm. Tedavi masraflarını karşılayabilmek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçenleri, sokakta bulduğu bir kediyi kurtarmak için şehir değiştirenleri, yıllardır baktığı kedisini kaybettiğinde bir aile ferdini yitirmiş gibi yas tutanları tanıdım.

Bu insanlar için kullanılan yaygın bir tanım var: “Kedici”

Peki kimdir kediciler

Yalnızca evinde kedi besleyen kişi midir? Sosyal medyada sürekli kedi fotoğrafı paylaşan, çantasında mama taşıyan ya da sokakta gördüğü her kedinin başını okşayan insan mıdır?

Bence bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir.

Kedici, yalnızca kedisi olan kişi değildir. Kedilerin dünyasını anlamaya çalışan insandır.

Çünkü kedilerle yaşamak, başka hiçbir hayvanla kurulan ilişkiye tam olarak benzemez. Kediler size itaat etmek için yaşamaz. Çağırdığınızda gelmek, istediğiniz zaman sevilmek ya da sizin belirlediğiniz kurallara koşulsuz biçimde uymak zorunda hissetmez. Onun sevgisi emredilerek alınamaz. Güveni satın alınamaz. Yakınlığı zorlanamaz.

Kedilerin dünyasına girmek istiyorsanız önce beklemeyi öğrenmeniz gerekir.

Onun ne zaman yaklaşacağına, ne kadar yakınlaşacağına ve ne zaman uzaklaşacağına saygı göstermelisiniz. Kediyle kurulan gerçek ilişki, bir sahiplikten çok karşılıklı kabule, anlayışa ve saygıya dayanır. Belki de kedicileri diğerlerinden ayıran en önemli özellik budur: Sevgiyi sahiplenmekle ve kontrol etmekle karıştırmamaları.

İngilizce bilimsel literatürde “cat people” olarak tanımlanan insanlar üzerine yapılmış çeşitli araştırmalar bulunuyor. Samuel Gosling ve arkadaşlarının 4.565 kişiyle gerçekleştirdiği çalışmada, kendisini “kedi insanı” olarak tanımlayanların köpek insanlarına kıyasla yeni fikirlere ve farklı deneyimlere daha açık, daha bağımsız; fakat ortalamada daha içe dönük bir profil gösterdiği bildiriliyor.

Bu sonuçları değişmez kişilik kuralları gibi yorumlamak doğru olmaz. Her kedici içe dönük olmadığı gibi, her köpek insanı da dışa dönük değildir. İnsan karakterini tek bir hayvan tercihiyle açıklamaya çalışmak bilimsellikten çok magazin üretir. Ancak araştırmanın işaret ettiği önemli bir gerçek var: İnsanların yakınlık kurdukları hayvanlarla kendi yaşam biçimleri arasında çoğu zaman bir uyum bulunuyor.

Köpekler, insanlarla daha açık ve görünür bir sosyal ilişki kurar. Kediler ise daha incelikli, daha sessiz ve daha fazla gözlem gerektiren bir iletişim biçimine sahiptir. Kediyi anlayabilmek için sabırlı olmak gerekir.

Kuyruğunun küçük bir hareketini, göz bebeklerindeki değişimi, bıyıklarının yönünü, sırt kaslarındaki gerilimi, su içme alışkanlığındaki azalmayı ya da yalnızca birkaç saat önce seçtiği uyuma yerinin değişmesini fark etmek gerekir.

Kediciler zamanla bu dili öğrenir.

Ben yıllardır hasta yakınlarına aynı şeyi söylüyorum: Kediler çoğu zaman hastalıklarını bağırarak anlatmazlar. Onlar hastalıklarını saklamaya eğilimlidir. Bu nedenle erken tanının ilk adımı her zaman laboratuvar cihazı değildir. Bazen ilk ve en değerli erken uyarı sistemi, kedisini gerçekten gözlemleyen insandır.

“Kedim bugün biraz farklı” cümlesi, deneyimli bir veteriner hekimin asla küçümsememesi gereken bir cümledir. Çünkü gerçek bir kedici, kedisinin normalini bilir.

Bilim, insanın kişiliğinin kedinin yaşamını doğrudan etkileyebildiğini de gösteriyor. Lauren Finka ve arkadaşlarının araştırması, sahibin kişilik özellikleri ile kedinin bakım biçimi, davranışları, kilo durumu ve genel refahı arasında ilişkiler bulunduğunu ortaya koydu. Başka bir ifadeyle insan yalnızca kedisini seçmiyor; kendi karakterini, kaygılarını, alışkanlıklarını ve ilişki kurma biçimini de kedinin hayatına taşıyor.

Bu nokta son derece önemli.

Çünkü kedisini çok sevmek, ona her zaman doğru baktığımız anlamına gelmez.

Aşırı korumacılık, kedinin çevresini gereksiz biçimde kısıtlayabilir. Sürekli temas kurma isteği, kedinin kişisel alanını ihlal edebilir. Sevgiyi devamlı mama ve ödülle göstermek obeziteye yol açabilir. Kediyi küçük bir insan gibi giydirmek, taşımak ve davranmaya zorlamak ise onun gerçek ihtiyaçlarını görünmez hale getirebilir.

Kediyi aileden saymak çok değerlidir; fakat onu insanlaştırmak, kediliğini elinden almak anlamına gelebilir.

Kedi bizim çocuğumuz, arkadaşımız ve aile ferdimiz olabilir. Ancak her şeyden önce kedidir. Kendine özgü fizyolojisi, davranışları, avlanma dürtüsü, çevresel ihtiyaçları ve sınırları vardır. Onu gerçekten seviyorsak, bizden beklediğimiz gibi davranmasını değil, kendi doğasına uygun yaşayabilmesini sağlamalıyız.

Uzun yıllar boyunca kedilerin insana yalnızca mama ve güvenli bir barınak için yaklaştığı ileri sürüldü. Onların mesafeli, çıkarcı ve insanla gerçek bir bağ kuramayan hayvanlar olduğu söylendi. Bugün bilimsel araştırmalar bu eski ve kolaycı yargıyı önemli ölçüde çürütüyor.

Oregon State University’de yapılan bir araştırmada kedilerin insanlarla belirgin güvenli ve güvensiz bağlanma örüntüleri geliştirebildiği gösterildi. Yavru kedilerin yaklaşık yüzde 64’ü bakıcılarıyla güvenli bağlanma davranışı sergiledi; yetişkin kedilerde de benzer sonuçlar görüldü.

Bu bulgular, biz kedicilerin yıllardır bildiği bir gerçeği bilimsel olarak doğruluyor: Kediler de bağlanır. Özler. Güvenir. Ayrılıktan etkilenir. İnsanlarını birbirinden ayırt eder ve onlarla kendilerine özgü ilişkiler kurarlar.

Fakat bunu köpekler gibi göstermedikleri için uzun süre yanlış anlaşıldılar.

Kedinin sevgisi çoğu zaman görünür değildir. Aynı odada sizinle birlikte uyuması, sırtını dönerek yanınıza uzanması, yavaşça gözlerini kapatması, ev içinde sizi sessizce izlemesi ya da hasta olduğunuzda yakınınızdan ayrılmaması onun ilişki dilinin parçalarıdır. Kediciler, sevginin yalnızca kucağa gelmekten ve sürekli temas kurmaktan ibaret olmadığını bilir.

Bugün bu ilişkinin çok büyük bir ekonomik karşılığı da bulunuyor. Avrupa’da yaşayan evcil kedilerin sayısı 111 milyona ulaşmış durumda ve artık kıtadaki köpek sayısından daha fazla kedi bulunuyor. Yaklaşık 140 milyon Avrupa hanesi en az bir evcil hayvanla yaşıyor. Avrupa pet maması ekonomisinin yıllık büyüklüğü ise 29,4 milyar avro düzeyinde.

Türkiye’de de kedi mamaları, veteriner sağlık hizmetleri, kum, bakım ürünleri, takviyeler, oyuncaklar, taşıma ekipmanları ve teknolojik ürünlerden oluşan giderek büyüyen bir ekonomi var. Özellikle internet satışı, işlevsel beslenme ürünleri ve kedilere özel geliştirilen sağlık çözümleri hızla artıyor.

Bunlar önemli gelişmeler. Ancak ekonomik büyüklük ile hayvan refahını birbirine karıştırmamak gerekir.

Kedi ekonomisinin büyümesi, kedilerin mutlaka daha iyi yaşadığı anlamına gelmez.

Bir insan kedisine çok para harcayabilir ama onu hiç anlamayabilir. En pahalı mamayı alabilir fakat kedisinin yeterince su içmediğini fark etmeyebilir. Evini teknolojik cihazlarla doldurabilir ama kedinin kronik stres altında yaşadığını göremeyebilir. Onlarca oyuncak satın alabilir fakat onunla günde on dakika bile gerçekten oyun oynamayabilir.

Sektörün de kendisine dürüstçe sorması gereken soru şudur: Ürettiğimiz her ürün gerçekten kedilerin ihtiyaçlarına cevap veriyor mu, yoksa insanın suçluluk duygusunu ve tüketme arzusunu mu besliyor?

Kedinin fotoğrafta güzel görünmesi ile iyi yaşaması aynı şey değildir. Sosyal medyada sevimli görünmesiyle sağlıklı olması da aynı şey değildir. Gerçek kedi refahı; doğru beslenme, düzenli veteriner hekim kontrolü, temiz suya erişim, güvenli yaşam alanı, çevresel zenginleştirme, oyun, dinlenme, saklanma imkanı ve kedinin bireysel sınırlarına saygı gösterilmesiyle mümkündür.

Kedici olmak bir tüketim kimliği değil, bir sorumluluk biçimidir.

Üstelik bu sorumluluk evimizin kapısında sona ermez. Sokakta yaşayan kedileri beslemek değerlidir; ancak yalnızca önlerine mama koymak yeterli değildir. Kontrolsüz ve düzensiz besleme, kısırlaştırma ve koruyucu sağlık çalışmalarıyla desteklenmediğinde yeni sorunlar doğurabilir. Gerçek kedicilik; beslemeyi, tedaviyi, kısırlaştırmayı, çevre sağlığını ve toplumsal sorumluluğu birlikte düşünmeyi gerektirir.

Ben, otuz yılı aşkın veteriner hekimlik hayatım boyunca şunu çok açık gördüm: Kediyle yaşayan insan zamanla değişir.

Daha dikkatli bakmayı öğrenir. Sessizliği dinlemeyi öğrenir. Her yakınlığın fiziksel temas gerektirmediğini, sevginin bazen yalnızca aynı odada huzurla bulunabilmek olduğunu anlar. Bir canlının güvenini kazanmanın, ona hükmetmekten çok daha değerli olduğunu fark eder.

Sabretmeyi öğrenir.

Kaybetmeyi de…

Çünkü bir kediyle kurulan gerçek bağ, insanı yalnızca mutlu etmez. Ona sorumluluğu, şefkati ve vedayı da öğretir. Bir kedinin ömrü insan hayatına göre çok kısadır; fakat o kısa zaman içinde insanın karakterinde bıraktığı iz çoğu zaman ömür boyu kalır.

İşte tam da bu nedenle bana göre kedici doğulmaz.

Kedici olunur.

Bir kedinin güvenini kazandıkça, onun sessiz dilini öğrendikçe, sevgisini sahiplik sanmaktan vazgeçtikçe olunur. Kediyle aynı evi değil, aynı hayatı paylaşmaya başladığınız gün dönüşüm de başlar.

Bazen insanlar kedisini değiştirdiğini düşünür.

Oysa çoğu zaman değişen kendisidir.


Dr. Tarkan Özçetin

Veteriner Hekim


Kaynaklar

Gosling, S. D., Sandy, C. J. ve Potter, J. (2010). Personalities of Self-Identified “Dog People” and “Cat People”. Anthrozoös, 23(3), 213–222.

Finka, L. R., Ward, J., Farnworth, M. J. ve Mills, D. S. (2019). Owner Personality and the Wellbeing of Their Cats Share Parallels with the Parent–Child Relationship. PLOS ONE, 14(2), e0211862.

Vitale, K. R., Behnke, A. C. ve Udell, M. A. R. (2019). Attachment Bonds Between Domestic Cats and Humans. Current Biology, 29(18), R864–R865.

Bouma, E. M. C. ve diğerleri (2022). Family Member, Best Friend, Child or “Just” a Pet: Owners’ Relationship Perceptions and Consequences for Their Cats. International Journal of Environmental Research and Public Health, 19(1), 193.

FEDIAF (2026). European Pet Population and Market Data 2024.


02/09/2026

Keditörün Önerisi

Kediler Alemi

Siyam Kedisi

24.03.2023

Tayland olarak bildiğimiz Güneydoğu Asya ülkesinin eski adı Siyam’dı. Siyam kedisi de bu ...

Habeş Kedisi

11.05.2023

Habeş kedisi, ince yapılı, orta boylu, sivri ve nispeten büyük kulakları olan bir kedidir. ...