Kedileri Stres Anında Kucağa Almak
24.08.2021Size yol arkadaşlığı yapan kedilerinizi stres anında kucağınızda nasıl taşıdığınız ...
Trol ordusunun sürekli karşıma çıkarılan bir argümanı var:
“Avrupa’nın, Amerika’nın gelişmiş şehirlerinde sokaklarında bizim şehirlerimizdeki kadar kedi yok. Onlar aptal mı?”
Hayır, aptal değiller.
Ama gelişmiş olmak, yapılan her şeyin doğru olduğu anlamına da gelmiyor.
New York’un yaptığı her şey doğru olmak zorunda değil. Paris’in yaptığı her şey de bizim için örnek olmak zorunda değil. Bir şehrin ekonomik olarak güçlü, teknolojik olarak gelişmiş veya düzenli olması, onun doğayla ve şehir ekolojisiyle kurduğu ilişkinin tartışılmaz olduğu anlamına gelmez.
Zaten fare meselesi bunun çok güzel bir örneği.
Bize “Bakın, gelişmiş ülkelerin sokaklarında sizin şehirlerinizdeki kadar kedi yok” diyenlere ben de başka bir soru soruyorum:
Peki dünyanın en gelişmiş şehirlerinden bazıları neden yıllardır farelerle savaşıyor?
New York neden özel bir Kemirgenlerle Mücadele Direktörü atamak zorunda kaldı?
Paris neden her yıl binlerce kemirgen müdahalesi yapıyor?
Neden milyonlarca dolar harcanıyor?
Neden dünyanın en gelişmiş metropollerinde metro istasyonlarında, parklarda, sokaklarda ve çöp alanlarında çekilmiş binlerce sıçan görüntüsü hala karşımıza çıkıyor?
Demek ki “Onlar gelişmiş, öyleyse yaptıkları doğrudur” diye bir bilimsel kural yok.
Dahası, İstanbul Paris değildir. Ankara New York değildir.
Her şehrin tarihi, kültürü, iklimi, mimarisi, ekolojik dengesi ve belki en önemlisi insanı farklıdır. Bizim şehirlerimizde kediler dün ortaya çıkmadı. Yüzyıllardır insanlarla aynı mahalleyi, aynı sokağı, aynı avluyu paylaşan bu hayvanlar şehir yaşamımızın ve kültürümüzün bir parçası haline geldi.
Bunun adı yalnızca hayvan sevgisi değildir.
Bunun adı birlikte yaşama kültürüdür.
Bizim kültürümüzde kediler, insanların dışarı attığı ve şehirlerden uzaklaştırmaya çalıştığı bir canlı hiçbir zaman olmadı. Caminin avlusunda da vardı, esnafın kapısında da. Mahalle arasında da vardı, evimizin bahçesinde de. İnsanlarla aralarında yazılı olmayan ama yüzyıllardır yaşayan bir ilişki kuruldu.
Bir kap su konuldu.
Bir kap yemek bırakıldı.
Hastalandığında tedavi ettirildi.
Bir dükkanın önünde, mağazanın vitrininde uyumasına izin verildi.
Çünkü bu toprakların kültürü, hayvanları hayatın tamamen dışına çıkarmak üzerine değil, onlarla birlikte yaşayabilmek üzerine gelişti.
Şimdi başka ülkelerin şehir modellerini gösterip:
“Onların sokaklarında kedi yok, sizde de olmasın.” demek kolay.
Ama o modeli ithal ederken yalnızca boş, soğuk sokakların fotoğraflarını değil, o modelin bedelini de konuşmak zorundayız.
Kedinin yerine profesyonel kemirgen kontrolü koyacaksanız bütçesini de konuşacağız.
Zehri konuşacağız.
Kapanı konuşacağız.
Binlerce belediye müdahalesini konuşacağız.
Ve bütün bunlara rağmen bitmeyen fare problemini de konuşacağız.
Ben Batı’dan bilim öğrenmeye karşı değilim. Tam tersine, bu konuda kullandığım bilimsel çalışmaların önemli bir bölümü zaten Batı’daki üniversitelerden ve araştırmacılardan geliyor.
Ama bilimi örnek almak başka, Batı’nın yaptığı her şeyi sorgulamadan doğru kabul etmek başka.
Bilimi alalım.
Teknolojiyi alalım.
İyi şehircilik uygulamalarını alalım.
Ama kendi şehirlerimizin yüzyıllardır yaşayan ekolojik ve kültürel dokusunu, sırf başka ülkelerin sokakları farklı görünüyor diye kendi ellerimizle yok etmeyelim.
Çünkü medeniyet, sokakta kedi olmaması değildir.
Medeniyet, bazen insanların birlikte yaşadığı canlılarla nasıl bir ilişki kurduğudur.
Dün kedilerin şehirlerdeki varlığının fare ve sıçanlar üzerindeki etkisini bilimsel çalışmalar üzerinden anlattım. Kedinin yalnızca avladığı kemirgenler üzerinden değerlendirilmesinin yanlış olduğunu; varlığının, dolaştığı alanın ve hatta kokusunun bile sıçanların davranışlarını değiştirebildiğini bilimsel araştırmalarla ortaya koydum.
Bugün meseleye başka bir yerden bakalım.
Çünkü son günlerde kedileri şehirlerden uzaklaştırmak isteyenlerin bir başka argümanı daha var:
“Fare sorununun kedilerle ilgisi yok. Çöpünüzü düzgün toplarsanız fare de olmaz.”
Öyle mi?
O zaman dünyanın en zengin, en organize ve teknoloji açısından en gelişmiş şehirlerinden ikisine bakalım.
Önce New York.
New York yıllardır farelerle savaşıyor. Üstelik öyle birkaç belediye görevlisiyle değil. En modern kapalı çöp konteynerleri kullanılıyor, özel mücadele bölgeleri oluşturuluyor, profesyonel ekipler çalıştırılıyor, ilaçlama yapılıyor, kapanlar kuruluyor, kanalizasyon sistemleri denetleniyor ve teknolojik takip sistemleri kullanılıyor.
Yetmemiş.
Şehir 2023 yılında yalnızca sıçanlarla mücadeleyi koordine etmek üzere özel bir “Kemirgenlerle Mücadele Direktörü” atadı.
Düşünün; dünyanın en güçlü şehirlerinden biri, belediye yönetiminde neredeyse yalnızca farelerle savaşmakla görevli özel bir makam oluşturmak zorunda kalıyor.
2025 yılında beş ilçede yeni mücadele ekipleri kuruluyor ve yalnız bu çalışma için 877 bin dolarlık kalıcı ek kaynak ayrılıyor.
Yaklaşık 600 bin ağacın çevresindeki sıçan aktivitesiyle mücadele edilmesi planlanıyor. New York Sağlık Departmanı ise yılda yaklaşık 40 bin sıçan şikayeti aldığını bildiriyor.
Üstelik bu sorun yalnızca belediyelerin istatistik tablolarında yaşamıyor. New York’a gidenlerin çektiği fare görüntüleri yıllardır sosyal medyanın adeta ayrı bir kategorisi haline gelmiş durumda. Metro istasyonlarında, raylarda, kaldırımlarda, çöp konteynerlerinin çevresinde gece ortaya çıkan sıçanların sayısız görüntüsünü bulabilirsiniz. Bir dönem bütün dünyanın izlediği meşhur “Pizza Rat” videosundan bugüne New York fareleri artık şehrin istenmeyen sembollerinden biri haline geldi. Bugün bile sosyal medya platformlarında New York sokaklarında karşılaşılan sıçanlara ilişkin binlerce görüntü dolaşıyor.
Dolayısıyla burada teorik bir kemirgen probleminden söz etmiyoruz. İnsanların günlük yaşamda karşılaştığı, görüntülediği, belediyeye şikayet ettiği ve sosyal medyada sürekli paylaştığı bir şehir gerçeğinden söz ediyoruz.
Şimdi soruyorum:
New York çöp toplamayı mı bilmiyor? Dünyanın en zengin şehirlerinden birinde çöp kamyonu mu yok? Kanalizasyon mu yapılmamış? Profesyonel mücadele ekibi mi bulunamıyor? Para mı yok? Teknoloji mi yok?
Hepsi var.
Ama fareler de var.
Hem de şehrin özel bir makam, özel ekipler ve sürekli bütçe ayırmasını gerektirecek kadar.
Hadi şimdi Paris’e gidelim.
Dünyanın en çok ziyaret edilen, en gelişmiş ve en düzenli şehirlerinden biri. Paris Belediyesi 2017’den beri geniş kapsamlı kemirgen mücadelesi yürütüyor. Kapalı modern çöp sistemleri var, mekanik kapanlar var, fare zehirleri var, kanalizasyon çalışmaları var, profesyonel ekipler var.
Belediyenin kendi verilerine göre kamusal alanlarda kemirgenlerle mücadele amacıyla her yıl 7 binden fazla müdahale gerçekleştiriliyor.
Yazı ile yedi bin.
Bir şehirde yılda yedi binden fazla kemirgen müdahalesi yapılıyorsa, ortada küçümsenecek bir mesele olmadığını kabul etmek gerekir.
Üstelik mesele geçmişte kalmış da değil. Paris’te 2024’te karar alınmış, 2025’te tekrar alınmış, 2026’da yine şehir çapında sıçan istilasının önlenmesi ve fare-sıçan popülasyonuyla mücadele etmek amacıyla resmi karar çıkarılmış. Paris 5. Bölge Belediyesi de sıçan meselesini açıkça “sağlık ve ekolojik bir sorun” olarak tanımlayarak yeni mücadele programı başlatmış.
Gördüğünüz gibi Paris’te de tablo New York’tan farklı değil. Özellikle akşam saatlerinde sokaklarda, parklarda, metro çevrelerinde ve çöp alanlarında görülen sıçanların görüntüleri yıllardır sosyal medyada dolaşıyor. Üstelik bunu artık yalnız turist videolarından öğrenmiyoruz. 2026 yılında yayımlanan saha haberlerinde bile Paris’in merkezindeki bazı bölgelerde sıçanların insanların yaşadığı alanlarda dolaştığı ve saklandığı doğrudan anlatılıyor.
Yani mesele sosyal medyanın abartısı da değil.
Dünyanın en gelişmiş iki metropolünden söz ediyoruz. Teknolojileri var. Paraları var. Profesyonel ekipleri var. İlaçları var. Kapanları var. Kanalizasyon denetimleri var. Özel mücadele programları var.
Ve bütün bunlara rağmen insanların cep telefonlarına takılan görüntü aynı:
Fareler...
Şimdi bize “Kedileri toplarız, çöpleri de düzgün toplarız, mesele biter” diyenlere tekrar soruyorum:
New York neden bitiremedi? Paris neden bitiremedi?
Bu şehirlerin yöneticileri kemirgen mücadelesini bilmiyor olabilir mi?
Yoksa şehir ekolojisi sosyal medyada birkaç cümleyle anlatıldığı kadar basit değil mi?
New York mücadele ediyor.
Paris mücadele ediyor.
Bizden çok daha büyük bütçelerle, ileri teknolojiyle, profesyonel ekiplerle ve yıllardır mücadele ediyorlar.
Ve hala farelerle savaşıyorlar.
Şimdi dönelim bizim sokaklarımıza.
Bizim şehirlerimizin çok önemli bir farkı var:
Kediler...
Yüzyıllardır insanlarla aynı sokakta yaşayan, sokağı dolaşan, kokusunu bırakan, avlanan; bir duvarın üzerinde otururken, apartman boşluğunda uyurken veya bir çöp konteynerinin yanında dolaşırken bile kemirgene “Burada bir avcı var” mesajını veren kediler.
Dün bilimsel çalışmalarla anlattım: Sıçanın kedinin saldırmasını beklemesi gerekmiyor. Kedinin varlığını algılaması bile davranışını değiştiriyor. Daha fazla saklanıyor, açık alana çıkma davranışı değişiyor; hatta kedi ortada yokken bile kedi kokusu sıçanda güçlü kaçınma ve savunma davranışları oluşturabiliyor.
Bunu ben söylemiyorum.
Bilim söylüyor.
Şimdi birileri çıkıp bize:
“Kedileri sokaklardan toplayalım. Fareyle mücadeleyi belediyeler yapar.” diyor.
İyi ama bunu
New York yapıyor.
Paris yapıyor.
Üstelik bizden çok daha büyük bütçelerle, çok daha gelişmiş teknolojiyle ve yıllardır yapıyorlar.
Ve hala farelerle savaşıyorlar.
O zaman ben de soruyorum:
Biz neden yüzyıllardır şehirlerimizin doğal yaşamının bir parçası olmuş kedileri kendi ellerimizle sokaklardan çıkarmaya çalışıyoruz?
Aptal mıyız?
Neden doğanın bize zaten verdiği bir predatörleri yani doğal fare avcılarını şehirden uzaklaştırıp, sonra onun bıraktığı boşluğu zehirlerle, kapanlarla, ilaçlarla ve milyonlarca liralık mücadele programlarıyla doldurmaya hazırlanıyoruz?
Bir de sürekli aynı cümleyi duyuyorum:
“Ama kediler mama yiyor.”
Evet, yiyecekler.
Biz onları besleyeceğiz. Aç bırakmayacağız.
Fakat tok bir kedinin kedi olmaktan çıktığını, avlanma içgüdüsünü kaybettiğini veya varlığının kemirgenler üzerindeki etkisinin ortadan kalktığını kimse bize bilimsel gerçekmiş gibi anlatmasın.
Çünkü değil.
Ben kedilerin tarafındayım. Bunu saklamıyorum.
Ama kedileri savunurken dayandığım şey yalnızca sevgim değil; bilim, tarih ve birlikte yaşama kültürümüz.
Kediler bizim şehirlerimize sonradan eklenmiş yabancı unsurlar değil. Bu şehirlerin yaşayan hafızasının parçası.
Onları korumak yalnızca birkaç hayvanseverin duygusal talebi de değildir. Yüzyıllardır birlikte yaşamayı başardığımız bir canlıyla kurduğumuz ilişkinin devamını savunmaktır.
Bilim bize şehir ekolojisinin içinden bir canlı türünü çekip çıkarabileceğiniz ve hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi davranabileceğiniz kadar basit olmadığını söylüyor.
Tarihimiz ise bize başka bir şey söylüyor:
Biz kedilerle birlikte yaşamayı biliyoruz. Onlar zaten hayatımızın bir parçası
Öyleyse neden bize başkasının şehir modelini kopyalamaktan başka seçenek yokmuş gibi davranılıyor?
Bugün kedileri şehirlerden uzaklaştırmayı isteyenlere bir soru soruyorum:
Son kediyi de sokaktan aldığınız gün, onun boşalttığı yeri kimin dolduracağını gerçekten düşündünüz mü?
New York’un bütçesi var.
Paris’in teknolojisi var.
Binlerce profesyonel müdahale yapabilecek ekipleri var.
Peki sizin planınız ne?
Amacınız ne?
Ve son soru...
Kime hizmet ediyorsunuz?
Dr. Tarkan Özçetin
Veteriner Hekim
Kaynaklar
New York City Mayor’s Office. Mayor Adams Launches New Teams to Fight Rats in City’s New Phase in War on Rats. 2025.
New York City Department of Health and Mental Hygiene. Rat Information Portal / Rat Complaints.
Ville de Paris. Arrêté relatif aux opérations de prévention de l’infestation et de dératisation à Paris. 2026.
Mairie du 5e Paris. Contre les rats, la Mairie du 5e passe à l’offensive. 2025.
21/08/2026
Size yol arkadaşlığı yapan kedilerinizi stres anında kucağınızda nasıl taşıdığınız ...
Eskişehir’de hayvanseverler tarafından kedi güzellik yarışması düzenlendi. Özel bir ...
Sahibi Kate Felmet'in Esme ismini verdiği kedi, yaşadığı mahallede ne bulursa çalıyor! ...
İçişleri Bakanlığı tarafından geliştirilen “Haydi” uygulaması hayvanlara, çevreye ve ...
Kedilerde, otodectes cynotis ve notoedres cati adı verilen parazitler tarafından oluşturulan ...
ABD Kaliforniya’da ayak ucundan omzuna 43.43 santim uzunluğundaki Scarlett’s Magic adlı F1 ...
Özge Kübra Teymur, 2 aylıkken sahiplendiği kedisi "Azman"ı bir an olsun yanından ayırmıyor, ...
Deyimlerimizin içine yerleşmiş, kedinin ciğere düşkünlüğü. Oysaki bir kediyi uzun süre ...
ABD'nin güneydoğusundaki Mississippi eyaletinde "bekçi kedisi", evinin soyulmasını önledi. ...
Kabullenemediğim çok şey var. İnsanlar tarafından asla ama asla kabul görülmeyenler var bir ...
Travmatik bir olay sonucu felç kalan kedi Aşk’ın hikayesi ve 7 yıldır Aşk için verdiği ...
Amazon Mühendisi Ben Hamm, kedisinin eve ölü hayvan getirmemesi için kedi kapısına yapay ...
Şero'nun ağır hasta olduğu hatta öldüğü söylentilerinin aksine sağlığının iyi olması ...
Kedicilerin kedilerinin yaşlarını hesaplamak konusunda kafaları biraz karışık. Kedilerin ...
İngiltere'de diyabet hastası sahibini bilinçsiz gören kedi, hayatını kurtardı. Kedinin bu ...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. Erdoğan sokak ...
Bizi neşelendiren, keyiflendiren ancak zaman zaman da hemen barışmamızla sonuçlanan kavgalar ...
Evsiz bir adam, kendisine teklif edilen barınma yerlerini kabul etmesi durumunda sevgili kedisini ...
Ankara’nın başkent oluşunun 98. yıldönümünde, Ankara Büyükşehir Belediyesi başkentin ...
Çok klasikleşmiş bir sohbet konusu değil mi kedi istemeyen aile bireylerinin geçirdikleri ...
Kediler bağımsız ve esrarengiz doğalarıyla tanınırlar, ancak tıpkı insanlar gibi ...
Magnetoterapi yani manyetik alan terapisi Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp Ulusal Merkezi (NCCAM) ...
Bir gün “o” gelir.. Bir gün bir ‘o’ gelir, yeniden şekillendirir hayatını, aklını, ...
Tıpkı Fikret Kızılok’un şarkısındaki gibi: “Uyku kardeşim ver elini, usul usul damla ...
466 Yıllık Batıkta Amerika’nın En Eski Evcil Kedileri BulunduFlorida açıklarında bulunan ...
Evcil dostlarımızın hepsi benzersizdir. Onları sağlıklı tutmak da bizim en büyük ...
Hepsi Kore'de bulunan Seul Ulusal Üniversitesi Nanopartikül Araştırma Merkezi, Gwangju Bilim ...
Ekoloji, organizmalarınkendi doğal çevrelerinde birbirleriyle etkileşimlerini inceleyen bilim ...
Yine harikalar yaratmıșlar... Kediciler... “Kedici olmak, asla sadece kedi sevmek ...
Yapılan araştırmalara göre birçok kedici, kedisinin su kabını ayda sadece 1 defa temizliyor! ...
Nyan Cat: Lost In Space (Tür: Platform macera, Fiyat: Ücretsiz, Platformlar: iOS 4.0 işletim ...
AKP'nin sokak hayvanları yasa tasarısına AKP içinden itirazlar yükseliyor. Külünk, "Hayvan ...
Dört Gün Boyunca Yer Altından Gelen Umut…Rize'nin Muradiye beldesinde başlayan bu hikâyede ...